Blog

Nasıl daha az stresli olunur?

Stres, fiziksel ve ruhsal sağlımızı etkiler. Günümüzde çok fazla stres uyaranına maruz kalıyoruz. Etkili bir şekilde başa çıkılmadığı durumlarda ise hastalanıyoruz, çevremizdeki insanları kırıp döküyoruz ve ilişkilerimiz zarar görüyor ve yaşam kalitemiz azalıyor. Çünkü stresli durumlarda zihnimizde ilkel beyin iktidara gelir ve beklenmeyen yer ve durumlarda patlamalar yaşamamıza neden olur.

 

Stres araştırmalarının öncüsü, endokrinolog Dr. Hans Selye'nin söylediği gibi değişimin olabildiğince hızlandığı günümüzde stressiz bir yaşam imkansızdır. Bundan dolayı önce stresin psikoloji literatüründeki tanımına, sistemine ve nasıl daha az stres edinebileceğimize bir bakalım.

 

Stres, bir dış uyarandan kaynaklanan fizyolojik bir reaksiyondur. Uyaran, hem psikolojik hem de fizyolojik olabileceği gibi, uzun ya da kısa süreli de olabilir. Biz onu basit bir duygu olarak konuşuyor olsak da aslında stres, kişinin biyolojik ve psikolojik durumunu ciddi bir şekilde etkileyebilir. 

 

Genellikle stres deyince bunu endişe, tasa gibi duygularla eşdeğer düşünürüz. Ancak stres bundan daha fazlasıdır ve hep kötü olmak zorunda değildir. Olumsuz olaylardan kaynaklanan stres (ölüm, sevilen birinin kaybı, iş kaybı gibi) olabildiği gibi, olumlu olaylardan (terfi almak, evlilik töreni gibi ) da stres olabiliriz. 

 

1920’lerde Harvard Tıp Fakültesinden Amerikalı Psikolog Walter Cannon, hayvanların davranışlarına dayanarak stresle nasıl başa çıktıklarını açıklayan bir kuram ortaya attı. Ve bu kuramı “Savaş ya da Kaç” olarak adlandırdı. Yaptığı deneylerle bir hayvanda yoğun stres altındayken psikolojik ve fizyolojik reaksiyonlar ortaya çıktığını tespit etti. Hipotalamusun (en önemli görevlerinden birisi hipofiz bezi aracılığı ile beyin ve endokrin sistem arasındaki bağlantıyı sağlar. Talamusun altında bulunur,ön beyin bölgesidir) sempatik sinir sistemini uyarmaya başlaması sonucu adrenalin, norepinefrin ve kortizol salgılarında ani bir artış olur. Bu durum nabız ve solunumda artışa, kaslarda sıkışmaya, kan damarlarında daralmaya ve sonuç olarak vücudun savaşması ya da kaçması için ihtiyacı olan enerjinin ortaya çıkmasına neden olur. 

 

Milyonlarca yıldan beri tehlikeli durumlarda insanı koruyan ve varoluşunu sürdürmesine yardımcı olan bu sistemdir. Kaplanı görür görmez, mağara adamının beyni adrenal bezlere saniyeler içinde bir mesaj göndererek, “Savaş ya da Kaç” sistemini harekete geçirir. Bu mükemmel sistem sayesinde, tehlikeler karşısında savaşarak ya da kaçarak bugüne kadar varoluşunu sürdürmeyi başarmıştır. Ancak günümüzde sorunların niteliği değişmiş durumdadır. Ve bu sistem ile birçok sorun da çözülememektedir. Çünkü bu sistem ile ortaya çıkan enerji olumlu bir şekilde boşaltılamadığı durumlarda, bu sefer kendimize zarar vermeye başlar. Örneğin fazla miktardaki kortizol hormonu, kas dokusuna ve hücrelerine zarar verir. Bu zararlar, mide ülserine, yüksek kan şekerine neden olabilir. Fazla miktardaki adrenalin, beyin ve kalp damarlarına hasar verebilir ve bunun sonucunda da kalp krizi ve felç riskinin artmasına neden olur.  Astım gibi bağışıklıkla ilgili hastalıklar, migren, uyku ve cinsel sorunlar gibi strese dayalı başka birtakım hastalıklar da ortaya çıkabilir.

 

İlk reaksiyon olan bu alarm durumundan sonra ortaya çıkan ve vücudun yeniden dengeyi kurmaya başladığı, onarım ve yenilenmeyi sağlayan bir aşama daha vardır adaptasyon denilen. 

 

Ancak birey uzun süre strese maruz kalırsa ya da çok sık tekrarlanmaya başlarsa vücudu onarım için yeterli zaman bulamaz ve sorunlar yaşanmasına neden olur. Ve o zaman da tükenme denilen bir aşamaya geçilir.

 

İşte bu aşamada kişi, kendini yorgun ve tükenmiş hisseder. Yaşama ve çalışma isteği kaybolur. Psikosomatik rahatsızlıklar baş gösterir.

 

 

Strese karşı kendimizi korumak ve daha az stres edinebilmek için yapabileceklerimiz ise:

 

-       Stres oluştuğunda bunu yaratıcı enerji olarak kullanmak. Bu enerjiyi, koşamaya, spor yapmaya, dans etmeye, yoga yapmaya, bir şeyler üretmeye harcamak gibi. Aynı zamanda stresi yok sayarak gevşemeye çalışmamak önemli çünkü vücut o enerjiyi atmadan gevşeme aşamasına geçemeyecektir.

 

-       Fiziksel olarak enerjiyi boşalttıktan sonra da her gün 20 dk nefesinize odaklanarak meditasyon yapmak, beyninizin ön lobundaki gri madde artışını dolayısıyla duygusal düzenlemeyi sağlayacaktır.

 

-      Olumsuz tutum, düşünceleri farkına varıp onları yönetebilmek, mükemmel olmaya çalışmamak

 

-      Yeni hobiler edinmek; ayrıca zihnini dinlendirir ve vücudu da yeniler.

 

-  Sosyal zorunlulukları ve iş yükünüzü dengelemek, istemediğiniz zaman hayır diyebilmek ve önceliklerinizi belirlemek

 

-       Yeterli miktarda B, C ve D vitamini almak, gerekiyorsa takviye vitaminlerden yararlanmak

Özellikle stresli zamanlarda sinir sistemimiz ve bazı salgı bezlerimiz bazı vitaminlere daha çok ihtiyaç duyarlar. Bu vitaminler, C , D vitamini ve B kompleks vitaminlerdir. B kompleks vitaminlerinin eksikliğinde kaygı, depresyon, uykusuzluk ve kardiyovasküler zayıflıklara yol açar. Stres yaratan faktörlere karşı göstereceğimiz toleransı ve stresle başa çıkma yeteneğimizi azaltır. Strese karşı salgıladığımız adrenalin üretiminde B5 ve C vitaminleri gereklidir. Bu yüzden aşırı stres durumlarında vücuttaki bu vitaminler tüketilir. 

 

-      Rafine şeker kullanımını azaltmak

Rafine şekerlerin enerji olarak kullanabilmesi için B kompleks vitaminlerine ihtiyaç duyulur. Aşırı şeker tüketen kişilerde B vitamini eksikliği ortaya çıkar. Bu durumda, huzursuzluk, sinirlilik, kaygı olarak kendini gösterir.

 

-   Kahve, çay, tuz, sigara, alkol tüketimini azaltıp sağlıklı beslenmeye yönelmek, böylece vücudun serotonin üretimine yardımcı olan gıdaları almasını sağlamak

 

TUĞBA ÖZTUĞ