Blog

Partner İlişkilerinde Bağlanmanın Psikolojisi

Zihnimizde çocukluktan itibaren bir ilişki matrisi oluşur. Bu matris; annemizin, babamızın, anne-baba ilişkisinin bizimle ve diğer insanlarla kurduğu ilişkilerin bir sentezidir. Yakın ilişkilerimizde en büyük belirleyici annemizin bizimle kurduğu ilişki iken sosyal alanda ve iş yaşamımızda babamızın bizimle kurduğu ilişki daha belirleyici olur. 

 

Peki bir erkekle bir kadın arasındaki bağlanma nedir? Ve bu bağlanmayı ne yönetir? Şimdi buna kısaca göz atalım.

 

Bağlanma, İngiliz Psikiyatrist John Bowbly tarafından geliştirilen bir kavramdır. Bowlby, bu kavramda ilk bebeklikten itibaren anne ve bebek arasında gelişen özel bir bağın bebeğin anneyi “güvenli bir üs” olarak kullanarak “dünyayı tanıma” işlevini gerçekleştirebilmesini sağladığına işaret etmiştir. 

 

Annemizle aramızda anne karnından itibaren kurulan bu bağ, dünya ile kurduğumuz ilk bağ olduğu için daha sonra kuracağımız ilişkileri şekillendirmede oldukça önemlidir. Yani, bebeklikte temeli atılan bu bağlanma stilimiz yetişkinlikte yakınlık kurma kapasitemizi, güven duygumuzu ve ilişkilerimizi şekillendirir.

 

Bebek iken her ihtiyaç duyduğumuzda ilgi gecikmeden geldi ve ihtiyaçlarımız anında karşılandı ise kendimizi değerli, başkalarını güvenli olarak algılarız. Bu bağlanma stiline güvenli bağlanma denir. Bu bağlanma tarzıyla kolaylıkla ilişkiler kurarız, duygu ve düşüncelerimizi rahatlıkla ifade eder, kendimize ve bağlandığımız kişiye karşı olumlu tutum sergileriz. Hem kendimize hem ona değer veririz.

 

Bu bağlamda güvenli bağlanan kişiler; ilişkide güven, yakınlık, bağlılık ve sorumluluk hissederler. Terk edilme korkusu taşımazlar, kıskançlık göstermezler. Karşılıklı dayanışma içinde destekleyici bir ortam oluştururlar.

 

Eğer ihtiyaç ve beklentilerimiz yeterince ve zamanında karşılanmamışsa güvensiz bir bağlanma oluşur. Güvensiz bağlanmalar da bağlanma tarzına göre kaygılı-ikircikli ve kaçıngan olmak üzere ayrılır.

 

Kaygılı ve ikircikli bağlanma, ihtiyaç duyduğumuzda bize bakım verenlerin tutarsız, yetersiz karşılık vermeleri, sinirli ve kaygılı olmaları, orantısız şekilde müdahaleci davranmaları ile oluşur. Bu da ilerleyen yaşlarda partnerimize “yapışma”, sürekli yakınlık ve onay ihtiyacı doğurur. 

 

Bu bağlanma stiline sahip olanlar ilişkide doyumsuzdur, olumsuz durumları abartır, partnerinin kendisini gerçekten sevip sevmediği konusunda endişelidir. Mutsuz olsa da terk edilme korkusu yüzünden evliliğini sürdürür. Güven duygusunu kontrol ile sağlar. Partnerinin kendisine olumlu tepki vermesi ile güvende, kontrolü dışına çıktığında ise ihanete uğramış hisseder. Aşırı kıskançlık gösterir, çatışmaya saplanır ve bağımsızlığa izin vermezler.

 

Eğer annemiz ya da bize bakım verenler ihtiyaçlarımızı karşılamada soğuk, mesafeli ve kızgın davranış sergilemişlerse, bu durum bizi ilişkilerde yakınlık ve destek ihtiyacına duyarsızlık geliştirmeye ve bağlanmadan kaçınmaya yöneltir yani kaçıngan bir bağlanma stili geliştiririz.

 

Kaçıngan bağlanma stiline sahip olanlar ise bir başkası ile yakın ilişki kurarken sıkıntıya girer, güvenmekte ve bağlanmakta güçlük çekerler. Duygularını ifade etmekten kaçınır, partnerinin yakın olma isteği karşısında huzursuz olurlar. İşine, hobisine daha fazla öncelik verirler. İlişkide sorun çözme ile ilgili fazla ilgilenmez, eşinin gereksinimlerinin farkında olmazlar. Çatışmadan kaçınır ya da küskünlükle tepki verirler.

 

Bütün bunların dışında istenen hamilelik olup olmaması, hamilelikte annenin yaşadığı stres, hastalık, kötü beslenme, doğum esnasında ya da sonrasında komplikasyon olup olmaması ve ağır duygusal durumlar da bağlanmayı etkiler.

 

Kısacası ilişkilerimizdeki bağlanma şeklimiz, tutumumuz, savunmalarımız, çocukluğumuzdakinin tekrarı gibidir ve bu noktada şifalandırılma ihtiyacı varsa ilk olarak anneyle olan bağlanmaya bakılmalıdır. İster çocuk ister yetişkin olalım bağlanmaya ve tutarlılığa ihtiyacımız vardır. Bizler ilişkisel varlıklarız.

 

TUĞBA ÖZTUĞ