Blog

Sen kimsin? Ya da nesin?

Yeni bir ortama girdiğinde kendini nasıl tanıtırsın? 

 

Önce ismini söylersin sonra da mesleğini ya da işini. Ben bunu seminerler verdiğim sırada çok yaşadım ve hep şaşırdım. Neye mi? “Kendinizi mesleğinizi söylemeden tanıtın lütfen” dediğimde gördüğüm şeyin hep bocalama oluşuna. Kimileri de mesleği söyleyemedikleri için evli ve çocukluyum kısmına atlıyordu.

 

Peki, gerçekten sen kimsin? Ya da nesin? Sen mesleğin misin? Ya da sahip olduğun herhangi bir şey, sıfat, özellik?

 

Kendini bilmiyorsun ve bu herkes için böyle. Sordun mu hiç kendine “Ben kimim?” diye?Yoksa kim değil de ne mi diye sormalısın?

 

Bunu sormaya bile sıra gelmiyor, değil mi? Ya da zaten hiç umurunda olmadı çünkü o kadar çok şeyle uğraşıyorsun ki. Belki gerçekten mutlu olup olmadığını bile sorgulamadın. Kafanı çevirip baktığında etrafına, çoğunluğun aynı girdapta olduğunu görüyorsun ve diyorsun ki “Düzen böyle işliyor, yapacak bir şey yok!.” Bu aynı zamanda rahatlatıyor da seni. Sen de herkes kadar mutsuzsun, dolayısıyla sorun yok.  Sanki olması gereken buymuş gibi, mutsuzluk derecen bile topluma göre. En basitinden bütün bir gününü modern bir hapisanede geçiyorsun sırf güvenli diye. Bu mutsuzluğundan vazgeçebilir misin? Hayır, çünkü tüm bildiğin bu. Başka ne yapabilirsin ki? Kimse sokakta çırılçıplak kalmak istemez. O yüzden mutsuz olmak daha iyidir. 

 

Biliyorum çünkü bütün bu varoluşsal kaygılardan geçtim. Kendim isteyerek, planlayarak kurumsal hayatı bıraktıktan sonra bile bu kaygıları yaşadım. Şimdi nasıl var olacaktım? Kendimi hayretler içinde gözlemledim. O kadar güçlü yerleşmişti ki bu yaşam tarzı, güven alanı. Halbuki istifamdan önceki süreçte bütün bunları hallettim sanıyordum. Tabi ki 18 yıl kurumsal iş hayatı az bir zaman değildi. Benim de buna karşılık kendime bir zaman vermem gerekiyordu.  Ne yaptım, biliyor musun?  Bütün korkularımın açığa çıkmasına izin verdim. Kaçmadım, yok saymadım. Tekrar koşa koşa eski güvenli alanıma da dönmedim. Teker teker her birinin gözlerinin içine baktım. Uzun uzun, derin derin… Veee başka bir şeye dönüştüler. O kadar değerli bir şeye ki ,“ Yaşama güvene”.

 

Peki sen korkularının gözlerine bakabilir misin? Ya da korkularını bırak bir kenara, sadece aynada kendi gözlerinin içine bakabilir misin? Gözbebeklerinden kendi derinliklerine dalabilir misin? Kaçmadan bakabilir misin ne olduğuna?

 

Nesin sen gerçekte?

 

Tuğba Öztuğ